“Aile dediğin yerde tek kasa olur!” diye ısrar eden kayınvalidesi Zehra, Emine’nin banka şifresini isteyip mutfakta gerilimi yükseltti

Hikâyeler
Evdeki kontrol arzusu utanç verici, yüreği sıkar.

Mutfağın masrafı da ondaydı; haftalık alışverişleri Emine yapıyor, buzdolabını o dolduruyordu. Bir de Murat’ın bindiği yepyeni Audi’nin leasing ödemeleri vardı. Murat bu konuyu her açıldığında aynı cümlelerle kendini savunurdu:

“Emine, Allah aşkına, yatırımcılarla görüşmeye hurda gibi eski bir arabayla mı gideyim? İnsanların gözünde bir duruşun olması gerek.”

Fakat asıl yıpratıcı olan Murat’ın ailesiydi. Annesi Zehra Hanım ve otuz sekiz yaşındaki kardeşi Kerem… Kerem yıllardır “kendini arayan” bir adamdı. Deneme süresini aşabildiği tek bir iş bile olmamıştı. Sürekli “cuma günü kesin ödeyeceğim” diyerek borç ister, sonra da o parayı sanki hiç almamış gibi davranırdı.

Emine uzun süre sesini çıkarmadı. Boşanmanın neredeyse felaket sayıldığı bir evde büyümüştü; bu yüzden evlilikte sıkıntıların olabileceğine, sabredilirse her şeyin yoluna gireceğine içtenlikle inanıyordu. Geleceklerini az da olsa güvenceye almak için üç yıl önce bir birikim hesabı açmıştı. Murat’la konuşup anlaşmışlardı: Emine, kendi primlerinden her ay yaklaşık elli bir bin lirayı bu hesaba aktaracak, böylece ileride alacakları evin peşinatı birikecekti. Murat da sözde kendi “işlerden gelen ödemelerinden” hesaba para koyacaktı. Hesaba ikisinin de erişim hakkı vardı.

“Belki de sabah onlara fazla sert davrandım,” diye geçirdi Emine içinden. Yorgun gözlerini ovuşturdu. “Sonuçta Zehra Hanım eski usul bir kadın. Kendince işe yaradığını hissetmek istiyor olabilir.”

Akşam eve dönerken güzel bir pasta almayı, sonra da herkes sakinleşince oturup konuşmayı düşündü.

Ama hayatın onun için başka bir planı vardı.

Perşembe günü Emine evden çalışıyordu. Müteahhitle yapacağı görüşme iptal edilmişti. O da mutfak adasının başına oturmuş, otomatik sulama sistemi projesindeki düzeltmeleri bilgisayara işliyordu. Murat “çok önemli bir iş yemeği” için merkeze gitmişti. Zehra Hanım ise alışveriş merkezine uğrayacağını söyleyip çıkmıştı; elbette yanında oğlunun kredi kartı vardı. O kartın borcu gerçekte yine Emine’nin cebinden ödeniyordu.

Murat’ın tableti salondaki kanepenin üzerinde duruyordu; Zehra Hanım’ın sabah bankacılık uygulaması yükletmek istediği tablet. Birden ekran aydınlandı. Kısa bir bildirim sesi duyuldu. Ardından bir tane daha. Sonra bir tane daha.

Emine su almak için ayağa kalktığında göz ucuyla ekrana baktı. Bildirimler, aile sohbetinin olduğu mesajlaşma grubundan geliyordu. Tablet kilitli olmadığı için gelen yazılar ekranda olduğu gibi görünüyordu.

Kerem: Anne, ne oldu? Emlakçı aradı, sözleşmeyi bugün imzalamamız gerekiyormuş. Depozito ve ilk ay kirası akşama kadar yatırılmalıymış.

Zehra: Keremciğim, telaş yapma. Murat bugün gereken parayı çekeceğine söz verdi.

Kerem: Peki ya onun dozer gibi karısı fark etmez mi? Kadın her kuruşun hesabını sorar.

Zehra: Nereye fark edecek? Yük beygiri gibi çalışıp duruyor zaten. Murat, parayı onların birikim hesabından aktaracağını söyledi. Ona da “hisse senedine yatırdım” der ya da başka bir şey uydurur. O finans işlerinden ne anlar? Bildiği tek şey çalı çırpı dikmek.

Emine’nin içinde bir şey koptu. Sanki ince bir cam parçası sessizce çatlamış, sonra da derin bir boşluğa yuvarlanmıştı. Ellerini mutfak havlusuna sildi, yavaşça kanepenin yanına gitti ve tableti aldı. Parmakları buz kesmişti.

Mesajlaşmayı açtı. Grup üç kişilikti: Murat, Kerem ve anneleri. Emine o grubun içinde yoktu.

Ekranı yukarı doğru kaydırmaya başladı. Ay ay geriye gitti. Okuduğu her satırla, sekiz yıldır gözlerinin önünde duran perde biraz daha aralanıyordu.

Ortada ortak evleri için bir peşinat falan yoktu. Emine’nin her ay alın teriyle kazandığı parasından düzenli biçimde aktardığı elli bir bin liralık birikim, Murat tarafından sistemli şekilde boşaltılmıştı. Para Kerem’in borçlarını kapatmaya, Zehra Hanım’ın pahalı tatil masraflarına, Murat’ın yeni saatlerine gitmişti.

Üstelik şimdi Murat, Kerem ve kayınvalidesi, yine Emine’nin parasıyla Kerem’e merkezde gösterişli üç odalı bir daire tutmaya çalışıyorlardı. Depozito, emlakçı komisyonu ve kira hep o hesaptan karşılanacaktı.

Murat’ın salı günü yazdığı mesaj ekranda duruyordu:

Murat: Anne, Emine’nin ana bankacılık uygulamasının şifresini bir şekilde almaya çalışacağım. Alırsam Kerem’in ev kirası için doğrudan otomatik ödeme talimatı veririm. Hesap dökümlerinde de fark etmez, zaten hiç kontrol etmiyor. Ona bunun yeni sağlık sigortası ödemesi olduğunu söylerim.

Emine tableti usulca bıraktı. Ne titriyordu ne de ağlıyordu. Tam tersine zihninde şaşırtıcı bir berraklık belirmişti. Bu, onun işte kritik bir ölçüm hatasını fark ettiği anlarda yaşadığı türden bir açıklıktı; arazinin nasıl düzeltilmesi gerektiğini bir anda görür, projenin kurtarılabileceğini anlardı.

Hiç acele etmeden çalışma odasına geçti. Dizüstü bilgisayarını açtı, internet bankacılığına girdi. Doğrudan o birikim hesabını seçti.

Ekrandaki bakiye gülünç denecek kadar küçüktü: yaklaşık on bir bin beş yüz lira.

Üç yıl boyunca yatırdığı, toplamda neredeyse bir milyon sekiz yüz elli bin lirayı bulan paradan geriye hiçbir şey kalmamıştı. İşlem geçmişinde satır satır uzanan açıklamalar vardı: “Kerem’e geçim için”, “Kerem kredi kapama”, “Annemin tatil ödemesi”, “Emlakçı ödemesi.”

Emine, bir cerrah soğukkanlılığıyla bütün hesap dökümlerini PDF olarak indirdi ve tek tek yazıcıdan çıkardı.

Şükrüye'nin Penceresinden