Üstelik bundan böyle maaşının tamamı da ortak kasaya konacaktı; Fatma bunu, en doğal hakkıymış gibi söylemişti.
Ayşe başını yavaşça çevirip Mehmet’e baktı. Adam tek kelime etmiyordu.
— Duyuyor musun bunları? — diye sordu Ayşe, sesi kısılmıştı. — Sen gerçekten kimin tarafındasın?
Mehmet gözlerini yere indirdi.
— Annem sadece iyiliğimizi düşünüyor…
O cümleyle birlikte Ayşe’nin içinde bir şey sessizce koptu. Sanki uzun zamandır incecik bir iplikle tutunan son umut da yere düşmüştü.
— Peki, — dedi alçak bir sesle. — O hâlde benim cevabım da bu.
Mutfağın köşesindeki dolaba yürüdü. Fatma’nın büyük bir önemle hazırladığı o mavi dosyayı, haftalık yemek listeleriyle dolu dosyayı çıkardı. Fatma’nın gözlerinin içine baka baka kapağını açtı, sonra hiç acele etmeden dosyayı ikiye ayırıp yırttı.
— Bundan sonra yemek yapmayacağım. Hiç kimse için.
Fatma’nın yüzü kıpkırmızı kesildi.
— Sen bunu yapmaya nasıl cüret edersin!
Ayşe, bu kez Mehmet’e döndü.
— Seçimini yap. Ya ben, ya annen.
Mutfakta bir anda ölüm sessizliği çöktü. Mehmet’in çenesi kasıldı, elleri yumruk oldu.
— Eğer benim aileme saygın yoksa… — dedi dişlerinin arasından. — O zaman bizim de beraber yürüyecek bir yolumuz yok.
Ayşe sadece başını salladı.
— Anladım.
Başka bir şey söylemedi. Mutfağı terk edip yatak odasına geçti. Dolaptan bavulunu aldı, eline ne geçtiyse içine yerleştirdi. On dakika sonra kapının eşiğinde duruyordu.
— Yarın geri kalan eşyalarımı almaya gelirim, — dedi, Mehmet’in yüzüne bakmadan.
— Ayşe, bekle…
Ama kapı çoktan kapanmıştı.
Dışarı çıktığında yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Ayşe yürüdü; yüzüne çarpan damlaları da, iliklerine işleyen soğuğu da hissetmiyordu. Cebindeki telefon titredi. En yakın arkadaşından mesaj gelmişti:
“ Neredesin? İyi misin? ”
Ayşe kaldırımın ortasında durdu. Parmakları titreyerek cevap yazdı:
“ Az önce ayrıldım. Ya da neredeyse ayrıldım. Ama iyiyim. ”
Henüz bunun yalnızca başlangıç olduğunu bilmiyordu. Mehmet’in akrabaları ise aile mesajlaşma grubunda çoktan “dik başlı gelini yeniden hizaya getirme” yollarını konuşmaya başlamıştı.
Arkadaşının evindeki ilk gece, uykusuzlukla geçti. Ayşe açılır kanepenin üzerinde bir sağa bir sola döndü durdu. Mehmet’in son sözleri zihninin içinde dönüp duruyordu: “Eğer benim aileme saygın yoksa…” Sanki bir yıllık evliliği boyunca onların gönlünü almaya, arayı düzeltmeye hiç çalışmamış gibi.
Sabah olduğunda telefonu peş peşe gelen bildirimlerle doldu.
— Ayşe, gördün mü ne yapmışlar? — dedi arkadaşı, telefonu onun eline uzatarak.
Kendisinin çoktan çıkarıldığı aile grubunda yeni bir fotoğraf paylaşılmıştı. Fatma, onların mutfak masasının başında oturuyordu. Masanın üzerinde de o yırtılmış mavi dosya vardı; bantla gelişigüzel yapıştırılmıştı. Fotoğrafın altına şu yazılmıştı:
“ Kimse ailemizi dağıtamaz. Ayşe, geri dönmek istiyorsan önce herkesten özür dileyecek, sonra da kurallara uyacaksın. ”
Akrabaların yorumları da hemen altına sıralanmıştı:
“ Mehmet olmadan beş parasız kalır! ”
“ Diz çöküp af dilesin de aklı başına gelsin! ”
Arkadaşı kaşlarını çattı.
— Sakın bana gerçekten geri dönmeyi düşündüğünü söyleme.
Ayşe cevap vermedi. Banka uygulamasını açtı. Daha dün ortak hesaplarında 63 bin lira vardı. Şimdi ekranda görünen bakiye yalnızca 1.200 liraydı.
Dudakları güçlükle aralandı.
— Hepsini aktarmış…
Tam o sırada iş telefonu çaldı.
— Ayşe Hanım, odama gelir misiniz? — dedi müdürü, kuru ve mesafeli bir sesle.
Müdürün odasına girdiğinde içeride buz gibi bir hava vardı. Adam masasının arkasında oturuyor, parmaklarını birbirine kenetlemiş hâlde ona bakıyordu.
— Sizi neden çağırdığımı biliyor musunuz?
— Hayır…
Müdür derin bir nefes aldı.
— Kayınvalideniz buraya gelmiş. Hakkınızda şikâyette bulunmuş.
Masasının üzerinden bir kâğıt uzattı. Ayşe kâğıdı eline aldığında satırlar gözlerinin önünde bulanıklaştı.
“ Gelinim Ayşe’nin işini gerektiği gibi yapıp yapmadığının araştırılmasını talep ediyorum. Mesai saatlerinde şahsi işleriyle uğraşıyor, sık sık yerinden ayrılıyor. Ayrıca iş yerinden bir şeyler almış olabileceğinden şüpheleniyorum. ”
Ayşe’nin parmak uçları buz kesti.
— Ben… Ben asla böyle bir şey yapmadım…
— Biliyorum, — dedi müdür, yorgun bir ifadeyle. — Ama bu dilekçe verildikten sonra resmi olarak inceleme başlatmam gerekiyor. En ufak bir açık bulunursa işiniz zorlaşır.
Dönüş yolunda, metroda telefonuna Mehmet’ten mesaj geldi:
“ Annem sadece senin için endişeleniyor. Eve dön, her şeyi düzeltiriz. ”
Ayşe telefonu elinden fırlatmak istedi. Tam o anda yeni bir mesaj daha düştü. Bu kez gönderen Emine teyzesiydi:
“ Ayşe, bizde bir poşet eşyan kalmış. Yarın saat 18.00’de gel, konuşup hallederiz. ”
Mesajları okuyan arkadaşı hemen onun bileğini tuttu.
— Tek başına gitmeyeceksin. Bu açıkça tuzak.
Ayşe pencereye baktı. Dışarıda hava şimdiden kararmaya başlamıştı.
— Biliyorum, — dedi. — Ama bunu bitirmem gerekiyor.
O sırada Fatma’nın ertesi gün için “ciddi bir konuşma” ayarladığından haberi yoktu. Üstelik bu konuşmaya, polis memuru olan Ahmet amcayı da çağırmışlardı. Gerekçeleri de belliydi: “Söz dinlemeyen gelin haddini bilsin.”
Ertesi gün Ayşe, Emine teyzenin apartmanının önüne tam saat altıda geldi. Arkadaşı arabanın içinde, giriş kapısının yakınında bekliyordu; telefonunun ses kayıt özelliğini de çoktan açmıştı.
Ayşe zile basmadan önce derin bir nefes aldı. Paltosunun cebinde kendi telefonu kayıt için hazır duruyordu. Arkadaşı bu konuda ısrar etmişti.
Kapıyı Emine açtı. Üzerinde, fotoğrafta gördükleri o gösterişli kürk vardı. Dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme belirdi.
— Demek geldin, — dedi. — İçeri buyur. Akraba kalabalığı seni bekliyor.
Salona girdiğinde Ayşe’nin karşısına yalnızca Fatma ile Mehmet çıkmadı. Koltuklarda iki kişi daha oturuyordu: polis üniformalı, tanımadığı bir adam ve sert bakışlı yaşlıca bir kadın.
Mehmet ayağa kalktı.
— Ayşe, bu Ahmet amca. Karakolda görevli. Bu da Hatice teyze, psikolog.
Ayşe paltosunun düğmelerini yavaşça çözdü.
— Psikolog mu?
Fatma çenesini kaldırdı, sanki büyük bir karar açıklıyormuş gibi konuştu.
— Evet. Belki sonunda aile içinde nasıl davranman gerektiğini anlarsın.
Ayşe karşılarındaki koltuğa oturdu. Dizlerinin titrediğini hissediyordu ama yüzüne sakin bir ifade yerleştirmeyi başardı.
— Eşyalarım nerede?
Emine hemen yanına ilişti.
— Acele etme. Önce iki çift laf edeceğiz.
Ahmet amca cebinden küçük bir defter çıkardı.
— Şimdi… Hakkınızda bazı şikâyetler var. Aile düzenini terk etmek, büyükleri kırmak, akrabalara hakaret etmek…
Ayşe yumruklarını sıktı.
— Hangi hakaretlerden söz ediyorsunuz?
Fatma telaşla telefonunu çıkardı.
— İşte! Bakın bana neler yazmış!
Ekranda Ayşe’nin bir mesajı görünüyordu: “Artık sizin menünüze göre yemek yapmayacağım.”
Ayşe acı acı güldü.
— Bu mu hakaret?
— Büyüklerinle alay ediyorsun! — diye bağırdı Emine.
Hatice teyze öne doğru eğildi, sesini yapmacık bir yumuşaklığa bürüdü.
— Kızım, sende otoriteyi kabullenme konusunda ciddi bir direnç görüyorum. Yardıma ihtiyacın var.
Ayşe ağır ağır ayağa kalktı.
— Güzel. Madem otoriteden söz ediyoruz, o zaman gerçeklerden de söz edelim.
Telefonunu çıkardı. Kürkün etiketinin açıkça göründüğü fotoğrafı buldu ve ekranı hepsine doğru çevirdi.
— İşte Emine teyze, — dedi Ayşe ve fotoğrafı herkesin görebileceği şekilde havaya kaldırdı.
