“Bundan sonra buna göre pişirirsin” dedi Mehmet, Ayşe mutfakta dosyayı tutup ağır ağır sandalyeye çöktü

Hikâyeler
Bu kibirli dayatma utanç verici ve kabul edilemez.

— benden “köpeğe acil ameliyat” bahanesiyle 35 bin lira aldı.

— Yalan söylüyorsun! — diye fırladı Emine teyze yerinden.

— Sakin olun, daha bitmedi, — dedi Ayşe. Parmaklarını ekranda gezdirip bir sonraki görseli açtı. — Bu da aynı gün yaptığım havalenin dekontu. İlginçtir, kürklü fotoğraf da tam o gün paylaşılmış.

Fatma’nın yüzündeki renk bir anda çekildi.

Ayşe bu kez telefonunu indirip çantasından katlanmış bir kâğıt çıkardı.

— Devam edelim. Şu da Mehmet’in son bir yıl içinde annesine yaptığı para transferlerinin dökümü. Toplam 135 bin lira. Üstelik bizim ortak paramızdan.

Mehmet başını öne eğdi. Ağzını açmadı.

— Ve son olarak… — Ayşe’nin sesi ilk kez hafifçe titredi. — Müdürümün, hakkımda atılan iftiralarla ilgili verdiği yazılı beyan.

O ana kadar kenarda suskun duran polis memuru sandalyesinde huzursuzca kıpırdandı.

— Şey… Bunlar aile içi meseleler sayılır…

Ayşe dikleşti. Bakışlarını ondan kaçırmadı.

— Hayır. Bu artık aile meselesi değil. Dolandırıcılık, iftira ve şantaj meselesi.

Odanın üzerine ağır, boğucu bir sessizlik çöktü. Kimse ilk sözü söylemeye cesaret edemedi.

Sonunda Fatma kendini toparlar gibi oldu.

— Sen… Sen hiçbir şeyi ispatlayamazsın!

Ayşe cebindeki küçük kayıt cihazını gösterdi.

— Çoktan ispatladım. Burada konuşulan her şey kayıtta.

Sonra yüzünü Mehmet’e çevirdi.

— Yarın boşanma davası açıyorum. Ailenizden biri bile bana bir daha zarar vermeye kalkarsa, bu kayıtların tamamı savcılığa gider.

Kapıya yürüdü. Eşiğin üzerinde bir an durdu, arkasına bakmadan konuştu:

— Eşyalarımı da isterseniz çöpe atın. Sizden alacağım hiçbir şey kalmadı.

Kapı kapanır kapanmaz içeriden Fatma’nın kulakları tırmalayan çığlığı yükseldi:

— Bu kız buna nasıl cüret eder!

Fakat Ayşe artık o sesi duymuyordu. Arabasına doğru yürürken, aylardır ilk kez göğsündeki ağırlığın hafiflediğini hissetti. Sanki ciğerlerine hava yeniden doluyordu.

Telefonu cebinde titredi. En yakın arkadaşından mesaj gelmişti:

“Seninle gurur duyuyorum. Kutlama için bir yerlere gidiyor muyuz?”

Ayşe istemsizce gülümsedi ve cevap yazdı:

“Hayır. Avukata gidiyoruz.”

O sırada bilmediği bir şey vardı: Asıl karmaşa daha yeni başlıyordu. Çünkü o arabasına binerken, Mehmet panikle birini arıyor ve kısık sesle fısıldıyordu:

— Anne, ne yapacağız? Mahkemeye giderse herkes senin ikinci krediyi de öğrenir… Babamın öteki ailesini de…

Üç hafta sonra Ayşe, adliye binasının önünde durmuş, yeni aldığı kabanının yakasını düzeltiyordu. Yanında avukatı vardı; eski bir üniversite arkadaşının tanıdığı olan bu kadın, dosyaya başından beri büyük bir ciddiyetle sarılmıştı.

— Hazır mısın? — diye sordu avukat, belgeleri son kez kontrol ederken.

Ayşe derin bir nefes aldı.

— Ben çoktan hazırım.

Duruşma salonuna girdiklerinde içeride gergin ve keskin bir sessizlik vardı. Karşı tarafta Mehmet, Fatma ve onların avukatı oturuyordu. Avukat yaşlıca, yorgun bakışlı bir adamdı; sanki bu davanın nereye varacağını çoktan sezmiş gibiydi.

Hâkim dosyayı açtı ve oturumu başlattı.

— Ayşe Yılmaz ile Mehmet Yılmaz arasındaki evliliğin sona erdirilmesine ilişkin dava görülmektedir.

Mehmet parmak uçlarıyla masaya sinirli sinirli vuruyordu. Fatma ise Ayşe’ye öfkeyle bakıyor, gözlerini bir an olsun ayırmıyordu.

Hâkim taraflardan boşanmaya dair taleplerini açıklamalarını isteyince Ayşe’nin avukatı ayağa kalktı.

— Müvekkilim, evlilik süresince edinilmiş malların eşit şekilde paylaşılmasını talep etmektedir. Ayrıca uğradığı manevi zarar nedeniyle 105 bin lira tazminat istemekteyiz.

Salon bir anda uğultuyla doldu.

— Ne parasıymış o? — diye bağırarak ayağa kalktı Fatma. — Asıl bize borcunu ödesin!

Hâkim sert bir bakışla ona döndü.

— Fatma Hanım, mahkeme düzenini bozmayın. Söz verilmeden konuşmayacaksınız.

Ayşe’nin avukatı hiç duraksamadan devam etti:

— Davalı tarafın ailesi tarafından müvekkilime yönelik düzenli para baskısı yapıldığına dair belgelerimiz mevcuttur. Bunun yanında iftira, psikolojik baskı ve tehdit unsurları da dosyaya eklenmiştir.

Kadın, kalın bir klasörü masanın üzerine bıraktı. İçinde yazışma çıktıları, banka hareketleri ve ses kayıtlarının dökümleri vardı.

Mehmet’in yüzü kireç gibi oldu.

— Ayşe… Biz bunu güzellikle halledebiliriz…

Ayşe ona kısa bir bakış attı.

— Bunun için artık çok geç.

Hâkim belgeleri tek tek inceledi. Bir süre sonra karşı tarafa döndü.

— Davalı tarafın söyleyeceği bir şey var mı?

Onların avukatı ağır bir iç çekti.

— Müvekkillerim sulh yoluyla anlaşmaya hazırdır.

Bir saat sonra her şey sonuçlanmıştı. Daire satılana kadar ortak mülkiyette kalacak, araba Mehmet’te bırakılacak, hesaplarda bulunan paranın yarısı ise Ayşe’ye iade edilecekti.

Salonun çıkışında Mehmet arkasından yetişti.

— Ayşe… Ben…

Ayşe durdu. Uzun zamandır ilk kez ona gerçekten dikkatle baktı. Bir zamanlar büyük umutlarla hayatını birleştirdiği adama… Şimdi karşısında yorgun, kararsız ve hâlâ annesinin gölgesinden çıkamamış biri duruyordu.

— Biliyor musun en çok ne acıttı? — dedi sakince. — Belki annenin o mavi klasöründeki tariflere bile bakardım. Belki denemeye çalışırdım. Eğer sen bir kez olsun benim yanımda dursaydın.

Mehmet gözlerini yere indirdi.

— O benim annem…

Ayşe başını hafifçe salladı.

— Evet. Ama artık bu senin meselen.

Arkasını döndü ve çıkışa doğru yürüdü. Dışarıda arkadaşı onu bekliyordu; elinde kutlama için aldığı soğuk bir meyve içeceği vardı.

— Ee, özgür kadın? — diye sordu gülerek.

Ayşe de güldü ama aynı anda gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

— İlk ne yapmak istediğimi biliyor musun?

— Ne?

— Ananaslı pizza yemek istiyorum. Hani onun nefret ettiği var ya… İşte ondan.

Arkadaşı kolunu omzuna doladı.

— Hadi o zaman.

Araba hareket ettiğinde Ayşe telefonunu çıkardı. Aile sohbet grubundan onu hâlâ çıkarmamışlardı. Ekranda Fatma’nın yeni mesajı parlıyordu:

“Oğlum, üzülme. Sana daha iyi bir eş buluruz. Söz dinleyeninden.”

Ayşe gülümsedi. Sohbeti engellemeden önce son bir mesaj yazdı:

“Liste için teşekkürler. Benim listem de artık avukatımda.”

Uygulamayı kapattı, camı araladı ve temiz havayı içine çekti. Önünde artık başka bir hayat vardı.

Aynı dakikalarda Mehmet’in arabasında telefon çaldı.

— Alo, anne?

Fatma’nın sesi telefonda çığlık gibi yükseliyordu:

— Oğlum, hemen gel! Baban olacak o adam boşanma davası açmış! Meğer onun da…

Ama Ayşe bunun devamını hiçbir zaman duymayacaktı. Onun bu aileyle hikâyesi bitmişti.

Yine de kim bilir… Belki bir yerlerde, ileride o meşhur mavi klasörü teslim alacak yeni bir gelin adayı büyüyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden