“Ayşe’ciğim, canım, sen ördeğe hiç uzanma bence” diye odanın öbür ucuna kadar sesini yükseltti

Hikâyeler
Bu utanç verici, aşağılayıcı sofra artık dayanılmazdı.

— Başkalarının yetersizliğinden, başarısından, birilerinin sırtından geçinmesinden söz etmeye bu kadar hevesliysen, o zaman burada bulunan herkes gerçeği de duysun.

Hakan yerinden kıpırdar gibi oldu; ama sözümü kesmesine fırsat vermedim.

— Mehmet, bu aileyi her zaman tek başına sırtında taşımadı. Yedi yıl önce sen, Hakan, yasa dışı bahislerde çok büyük bir para kaybettiğinde ve borcunu istemek için kapına adamlar dayandığında ilk kime koştun?

Salondaki uğultu bir anda kesildi.

— Mehmet’e. Az önce herkesin içinde küçümsemeye çalıştığın o adama. Onu kendi kirli işlerine bulaştırdın. Sahte keşif dosyalarına imza atması için ikna ettin; inşaat şirketinin parasını kendi borçlarını kapatmak için kullandın. Sonra işler ortaya çıkıp denetim başlayınca, Mehmet’in hapse girme ihtimali belirdiği anda kenara çekilip sustun.

Artık kimse yerinden oynamıyordu.

— Mehmet’in cezaevine girmemesinin tek sebebi Ayşe’ydi. Anne babasından miras kalan evi sattı. Daha dava açılmadan zararı kapatmak için bütün parayı verdi.

Bakışlarımı doğrudan Zeynep’e çevirdim.

— Senin kocanı ceza davasından kurtaran kadın işte bu kadın, Zeynep. Benim ağabeyimi de hem hapisten hem de ömür boyu taşıyacağı bir utançtan o çekip aldı. Bugün burada şık kıyafetlerinizle, karnınız tok, başınız dik oturabiliyorsanız bunu ona borçlusunuz. Ama siz yine de kalkıp yoksul diye onu yargılamaya hak gördünüz kendinizde.

Zeynep’in yüzünden kan çekildi.

— Ayşe yedi yıl boyunca ağzını açmadı, — diye sürdürdüm. — Bir kere bile bunu başınıza kakmadı. Ne size ne de başkasına anlattı. Ama siz, çocuğu yok diye, üzerine kayıtlı bir evi kalmadı diye onu küçük düşürmeyi seçtiniz. Oysa o evi elinden alan da, onu bu hâle getiren de sizdiniz.

Yavaşça Hakan’a döndüm.

— Tebrik ederim. Gerçekten büyük ustalık. İnsan başkalarının fedakârlıkları üzerine basıp kendini başarılı, namuslu, saygın biri gibi göstermeyi ancak bu kadar iyi becerebilir.

Hakan ağır ağır sandalyesine çöktü. Yüzü kül gibi olmuştu.

Zeynep iki elini ağzına bastırmış, gözlerini kocasından ayıramıyordu. O an anladım ki bu gerçeği gerçekten bilmiyordu. Hakan yıllar boyunca ona eski para meselelerini kendi çabasıyla, bankadan aldığı bir krediyle çözdüğünü anlatmıştı.

Mehmet sessizce ayağa kalktı. Ayşe’nin omuzlarına kolunu doladı, onu da yerinden kaldırdı.

— Sana insan demek bile zor, Hakan, — dedi herkesin duyacağı kadar yüksek bir sesle. — Benim karım melek gibi bir kadındır. Siz ikiniz onun serçe parmağı bile etmezsiniz.

Sonra akrabaların oturduğu masalara baktı.

— Bundan sonra bizim ayağımız sizin evinize basmayacak. Siz de bizim kapımızın yolunu unutacaksınız.

O gecenin üzerinden bir yıl geçti.

Koskoca ailemiz o akşamdan sonra bir daha toparlanamayacak şekilde ikiye bölündü.

Mehmet’le Ayşe, akrabaların neredeyse tamamıyla ilişkisini kesti. Eski dairelerini sattılar, küçük bir konut kredisi çektiler ve şehrin dışına, önünde küçücük bir bahçesi olan mütevazı bir eve taşındılar.

Mehmet kendi inşaat ekibini kurdu. Bir süre sonra da küçük bir şirket açtı. İşleri yavaş yavaş yoluna girdi; önce birkaç tadilat işi aldı, ardından daha büyük projeler gelmeye başladı.

Ayşe kütüphanedeki görevinden ayrıldı ve yemek tarifleri paylaşmaya başladı. Kayseri mantısından tarhanaya, pekmezli tatlılardan gözlemeye kadar yaptığı tarifleri binlerce kişi takip eder oldu. Fotoğraflarında öyle içten, öyle aydınlık gülümsüyor ki onu tanıdığım onca yıl içinde hiç bu kadar huzurlu görmemiştim.

Zeynep ile Hakan’ın hayatı ise tam tersine dağıldı.

Ortaya çıkan gerçek, evliliklerinin son bağını da kopardı. Ayrılıkları gürültülü, yorucu ve kırıcı oldu. Hakan kendini kötü alışkanlıkların ve karanlık bir yalnızlığın içine bıraktı.

Murat ise o restorandaki gece için beni hâlâ affetmedi. Aynı evin içinde yaşıyoruz; ama birbirimize artık iki yabancıdan farksızız.

Bazı geceler uyku tutmuyor. Tavana bakıp olanları tekrar tekrar düşünüyorum.

Ayşe’yi korudum.

Ağabeyim ve karısı nihayet sakin, huzurlu, mutlu bir hayata kavuştu.

Ama o gerçeği söylemenin bedeli sandığımdan çok daha ağır oldu.

Şükrüye'nin Penceresinden