O birikimi ne gösterişli bir paltoya ne de keyifli bir tatile ayırmıştı. Onun için sakladığı şey çok daha kırılgandı: Kendi ayakları üzerinde durabileceğine dair incecik bir umut, bir gün başını kaldırıp “Ben bunu tek başıma da yapabilirim,” diyebilme ihtimali.
Onlarsa… bundan sanki kendilerine düşen meşru bir ganimetten söz eder gibi bahsediyorlardı. “Yarısı kanunen senin.” “Bizim ortak paramız.”
Ayşe ağzında keskin, metalik bir tat duydu. Ancak o an fark etti; dudağını kanatacak kadar ısırmıştı. Eli, cebinde duran ve hâlâ avucunun sıcaklığını taşıyan karta istemsizce kapandı. İlk şaşkınlığın yerini ansızın başka bir şey aldı: buz gibi, sessiz, önüne çıkanı ezip geçecek kadar güçlü bir öfke. Bu, bağırıp çağırmaya benzeyen bir öfke değildi; kırgın gözyaşları da değildi. Daha derinde, daha sakin ve çok daha acımasız bir şeydi.
Paltosunu çıkardı, acele etmeden askıya astı. Sonra hiç ses çıkarmadan yatak odasına geçti. Yazı masasının başına gidip Mehmet’in bile bugüne dek fark etmediği gizli çekmeceyi açtı. İçinden başka bir dosya çıkardı. Daha kalın, daha ağır; içinde bambaşka evraklar vardı. Bunları ona göstermeyi hiç düşünmemişti. Şimdi değil. Belki de hiçbir zaman. Ama belli ki zaman, kendiliğinden gelip kapıya dayanmıştı.
Dosyayı eline alıp salona döndü. Mehmet’le Fatma kanepede yan yana oturmuş, tabletin üzerine eğilmişlerdi. Ekranda çizelgeler, rakamlar, sütun sütun hesaplar parlayıp duruyordu. Ayşe’yi görünce ikisi de irkildi; aynı anda sustular. Yüzlerinde suçüstü yakalanmışlığın telaşıyla, yıllardır alıştıkları kendini haklı çıkarma çabasının tuhaf bir karışımı donup kaldı.
— Ayşeciğim! Geldiğini hiç duymadık! — Kendini ilk toparlayan Mehmet oldu. Yüzüne masum bir ifade yerleştirmeye çalışıyordu ama beceremedi. — Neredeydin bu kadar vakit?
Ayşe cevap vermedi. Ağır adımlarla sehpanın yanına geldi ve elindeki dosyayı onların tabletinin tam üstüne bıraktı. Sonra başını kaldırıp ikisine baktı. Gözlerindeki sakinliği görünce geriye çekildiler; o bakışta eski boyun eğmişliğin en küçük izi bile yoktu.
— Bankadan geliyorum, — dedi alçak bir sesle. O kısık ton, odadaki sessizliğin içinde çınladı. — Yeni bir hesap açtırdım.
Mehmet gülümsemeye çalıştı. Gülümsemesi yüzünde eğreti ve zavallı durdu.
— Ne güzel! — diye zorla konuştu. — Tam da zamanında. Fatma’yla umut vadeden bir işten söz ediyorduk. Çok kazançlı bir yatırım. Senin… birikimlerin için biçilmiş kaftan.
— Benim param için mi? — diye sordu Ayşe. Sesinde hafif, neredeyse alaycı bir keskinlik vardı.
— Elbette, — diye atıldı Fatma; az önceki korkusunu üzerinden atmaya başlamıştı. — Mehmet sana her şeyi anlatır. Sonuçta hepimizin iyiliği için!
Ayşe dosyanın kapağını yavaşça açtı. İkisinin bakışlarının hemen kâğıtlara yapıştığını gördü; gözleri rakam, bakiye, hesap dökümü arıyordu.
— Her şeyi duydum, — dedi sayfaları çevirirken onlara bakmadan. — Paramı nasıl pay ettiğinizi de. Doğrusu çok dokunaklıydı. Tam bir aile saadeti…
— Ayşe, lafı eğip bükme! — Mehmet’in sesi giderek yükseldi; cesaretini öfkesinden toplamaya çalışıyordu. — Bu para yalnızca senin değil! Kanuna göre diye söze başladı.
