— Evet, kanuna göre, — diye sözünü kesti Ayşe ve sonunda gözlerini kaldırıp ona baktı. — Bu konuda haklısın. Evliliğimiz boyunca kazandığım paranın yarısı üzerinde senin de yasal hakkın var.
Mehmet’in yüzüne bir zafer ifadesi yayıldı. Fatma da memnuniyetle dudaklarını kıvırdı.
— Ama, — dedi Ayşe. Bu tek kelime, bağırmadan söylendiği hâlde odadaki her sesten daha ağır düştü. — Benim kazancımı bölüşmeden önce, senin borçlarını da aynı adaletle bölüşmemiz gerekecek.
Dosyanın içinden başka bir tomar evrak çıkardı ve masanın üzerine usulca bıraktı. Kredi sözleşmeleri, banka dökümleri, ödeme planları, faturalar… Hepsi tek tek dizilmişti.
— İşte şu arabanın kredisi. Hani bana “şirket tahsis etti” dediğin, sonra da primle aldığını ima ettiğin araba var ya… Meğer krediyle alınmış. Bunlar da başarısız yatırım heveslerin için arkadaşlarından topladığın borçlar. Tesadüfen öğrendiğim o borçlar.
Bir sayfayı daha öne sürdü.
— Bu da benden sakladığın kredi kartı borcu. Ve bu, — son kâğıdı diğerlerinin üzerine bıraktı, — boşanma dilekçem. Ortak malların ayrıntılı listesiyle birlikte… ortak borçların da dökümü ekli.
Kısa bir sessizlik bıraktı. Anlamaları için değil; önlerine serilen tablonun ağırlığını iliklerine kadar hissetmeleri için.
— Yani canım, — sesi artık dümdüzdü; öyle sakin, öyle yumuşaktı ki neredeyse şefkatli sanılabilirdi, — otuz beş bin liramın yarısına göz dikmeden önce, yedi yüz bin liralık borcunu nasıl yarı yarıya paylaşacağımızı konuşmak istemez misin? Ya da ablan, madem “bizim” paramızla bu kadar yakından ilgileniyor, belki taksitlerde sana destek olur.
Mehmet’in yüzünün rengi bir anda çekildi; balmumu gibi soldu. Masadaki kâğıtlara bakıyor, sanki yazılanlar onun hayatına değil de yabancı birinin başına gelmiş gibi inanmak istemiyordu. Fatma ise koltuktan fırladı; yüzü öfkeden tanınmaz hâle gelmişti.
— Sen ne biçim iftiralar toplamışsın böyle? Bu düpedüz çamur atmak!
Ayşe başını ağır ağır iki yana salladı.
— Hayır. Bu çamur değil, muhasebe. Üstelik en sıkıcı, en tarafsız hâliyle muhasebe. Hani işinize geldiğinde arkasına saklandığınız kanun var ya… İşte onun diğer yüzü.
Dosyanın kapağını kapattı. Küçücük bir zafer kazanmıştı belki, ama tadı acıydı. İçinde ne sevinç vardı ne de üstün gelmenin verdiği o sıcak his. Sadece boşluk… Bir de insanın gözünü yakan, dondurucu bir berraklık. Yine de bu berraklık ona aitti. Bu hakikat, artık onun hakikatiydi.
— Demek ki, — dedi, gözlerinde ilk kez gerçek bir panik beliren kocasına bakarak, — konuşacak çok şeyimiz var. Ama artık sizin koyduğunuz şartlarla değil. Sizin o “umut vadeden projeniz” şimdilik rafa kalktı. Benimki ise tam şimdi başlıyor.
Arkasını döndü ve salondan çıktı. Onları, şaşkın ve zavallı bir sessizliğin içinde bıraktı. Kendi kurdukları mali düzenin enkazı başlarına yıkılmıştı; arsızca hazırladıkları bütün planlar, o yıkıntının altında kalmıştı.
Ayşe odasına doğru yürüdü. Bilgisayarına, işine, yeniden kurması gereken hayatına… Bu kez hayallerle değil. Bu kez gözünü kapatmadan.
Ve artık, istenmeyen ortaklar olmadan.
