“Beni kapının önüne koydu!” diye haykırdı, ağabeyine ağlamaklı ve öfkeli bir sesle anlattı

Hikâyeler
Bu acımasız tavır utanç verici ve kabul edilemez

Yoksa seninle oturup bunları anlatmakla uğraşmaz, doğrudan çilingir çağırıp kilitleri değiştirirdim, — diye sözünü keskin bir biçimde tamamladı Esra. — Ekrem, senin “küçük kız kardeşin” dediğin kişi bencilce ve terbiyesizce davrandı. İki hafta boyunca sustum. Onunla konuşmayı denedim. Başkasının evinde kaldığında arkandan ortalığı toplaman gerektiğini, gece yarısı gürültü yapılmayacağını, insanların özel eşyalarının karıştırılmayacağını anlattım. Peki bana ne dedi, biliyor musun?

Ekrem cevap vermedi. Dişlerini sıkmış, susuyordu.

— “Burası ağabeyimin evi, canım ne isterse onu yaparım. Hoşuna gitmiyorsa bu senin sorunun,” dedi. Aynen böyle söyledi, Ekrem. Kelimesi kelimesine. Ben de kendisine başka bir yer bulmasını söylediğimde, hiçbir yere gitmeyeceğini bildirdi. Bu yüzden evet, eşyalarını apartman boşluğuna çıkardım. Üstelik darmadağın da etmedim; hepsini düzgünce toparlayıp koydum.

— Senin görevin buydu zaten! — diye parladı Ekrem. Söylediği şeyin saçmalığını içten içe fark ediyordu ama ağzından çıkanları durduramıyordu. — Ev sahibi sensin! Onunla orta yolu bulması gereken de sendin!

— Benim görevim mi? — Esra’nın sesine açık bir şaşkınlık karıştı. — Ekrem, bunu gerçekten ciddi ciddi mi söylüyorsun? Yetişkin kız kardeşini eğitmek benim sorumluluğum mu?

— Yetişkin değil o! Daha on dokuz yaşında!

— Ben on sekizimde, yurtta bir oda tutup parasını ödeyebilmek için akşamları çalışıyordum, — dedi Esra, buz gibi bir sakinlikle. — Buna rağmen arkamdan ortalığı toplamayı da biliyordum, bana kapısını açan insanlara saygısızlık etmemeyi de. O yüzden bana yaştan söz etme.

— Bu aynı şey değil! — Ekrem tartışmanın elinden kayıp gittiğini hissediyor, çaresiz kaldıkça daha da öfkeleniyordu. — Hande başka türlü büyüdü, o alışık…

— Neye alışık? — diye araya girdi Esra. — Herkesin onun pisliğini toplamasına mı? Her istediğini yapmasına mı? Ağabeyinin nasılsa her şeyi halledeceğine mi? Ekrem, o on dokuz yaşında. Bu yaşta insanlar yuva kuruyor, çocuk sahibi oluyor, askere gidiyor, hayatın yükünü omuzluyor. Sen hâlâ bana onun çocuk olduğunu mu anlatıyorsun?

— Bana akıl vermeyi kes artık! — diye patladı Ekrem. — Sen ne yaptığının farkında mısın? Kız apartman boşluğunda kaldı! Öbür gün sınavı var! Gidecek yeri yok!

— İki saatlik mesafede yaşayan bir annesi var, — diye karşılık verdi Esra, yüzünü bile kıpırdatmadan. — Üniversiteye kabul edilirse kalabileceği yurtlar var. Ayrıca otele gidecek parası da var; senin düzenli düzenli gönderdiğin paralardan.

— Sen havaleleri nereden biliyorsun? — söz ağzından istemsizce döküldü.

— Çünkü o bizim ortak hesabımız, dâhi bey, — dedi Esra yorgun bir sesle. — Bütün işlemleri ben de görüyorum. Harçlık diye beş bin. Kıyafet için on bin. Bir de neye gittiği belli olmayan yedi bin. İki haftada toplam yirmi iki bin lira, Ekrem.

— O benim kardeşim!

— Benim de başıma bela! — Esra ilk kez sesini yükseltti. — Ve tam bir saat önce onu kapının dışına koyduğumda bu bela sona erdi!

— Sen… sen normal değilsin! — diye tükürdü Ekrem, artık kendini tamamen kaybetmişti. — Kalpsiz, bencil bir kadınsın. Benim ailem umurunda bile değil!

— Dur. — Esra’nın sesi yeniden alçaldı. — Ekrem, az önce bana normal değil ve bencil mi dedin?

Sesindeki o tuhaf ton, Ekrem’in bir anda susmasına neden oldu.

— Ben… sinirle söyledim, fazla tepki verdim…

— Hayır, bekle. Bu düşüncenin sonuna kadar gidelim, — dedi Esra ürkütücü bir dinginlikle. — Kendi evimde dağınıklık içinde yaşamak istemediğim için mi bencilim? Tanımadığım birinin dolabımı karıştırmasına razı olmadığım için mi? Selam vermeyi bile bilmeyen yetişkin bir kadının arkasını toplamaktan yorulduğum için mi?

— Hande yabancı biri değil!

— Bana göre öyle, Ekrem. Yabancı. Onu hayatımda yalnızca üç kez gördüm: düğünümüzde, yılbaşında ve annenin doğum gününde. Her seferinde de bana, sanki hizmetçisiymişim gibi davrandı. Bu yüzden evet; benim için o, misafirliğimi kötüye kullanan bir yabancı.

— Tamam! Harika! — Ekrem artık kendini tutamıyordu. — Demek benim ailem senin için yabancı! Belki ben de taşınayım, ha? Şu krallığını kirletmemiş olurum!

Öyle uzun bir sessizlik oldu ki Ekrem, bir an hattın kesilip kesilmediğini kontrol etme ihtiyacı duydu.

— Biliyor musun, Ekrem, — dedi sonunda Esra. Sesi tuhaftı; hem bitkin hem de kesin kararını vermiş gibiydi. — Kız kardeşin geri gelebilir. Bu akşam. Kalan eşyalarını toplar, yaptığı saygısızlık için benden özür diler ve sonra gider. Eğer sana bu haksızlık gibi geliyorsa, sen de onunla birlikte gidersin. Bu daireyi evlenmeden önce aldım; tapusu bütünüyle bana ait. Eşyalarını alıp nerede istiyorsan orada yaşayabilirsin.

Şükrüye'nin Penceresinden