Ardından Zeynep, sesini yükseltmeden devam etti:
— Sen annenin yanına taşınıyorsun.
Kerem bir an ne duyduğunu kavrayamamış gibi kaldı.
— Ne dedin sen?
Hatice birden dikleşti, yüzündeki sert ifade geri geldi.
— Zeynep, burada oyun oynama!
— Oyun oynadığım yok.
Zeynep mutfak dolabına doğru yürüdü. Alt gözlerden birini açtı, içinden kalın bir çöp poşeti rulosu çıkardı. Rulodan birkaç poşet koparıp masanın üzerine bıraktı.
— Kerem’in zaten öyle çok valizi yok. Eşyalarının bir kısmı bunlara rahatça sığar.
Kerem karısına, sanki onun ağzından hiç bilmediği bir dil dökülüyormuş gibi baktı.
— Beni gerçekten evden mi kovuyorsun?
— Ben mi?
Zeynep kaşlarını hafifçe kaldırdı.
— Kerem, bu benim fikrim değil. Annen az önce iki seçenek sundu. Birincisini kabul etmiyorum. Geriye ikincisi kalıyor.
— Ama o bunu kastetmedi!
— Peki neyi kastetti?
Hatice hemen araya girdi:
— Durumun ciddiyetini anlamanı istedim!
— Anladım zaten.
— Birkaç metrekare yüzünden yuvanı yıkıyorsun!
Zeynep kısa bir süre sustu.
Sonra elindeki poşetleri yavaşça masaya bıraktı.
— Hayır Hatice Hanım. Olay birkaç metrekare meselesi değil. Siz, oğlunuzla tanışmadan önce kendi emeğimle aldığım eve geldiniz ve önüme şart koydunuz: Ya evin yarısını oğlunuzun üzerine yapacaktım ya da onu alıp kendi evinize götürecektiniz. Ben de yalnızca sizin sunduğunuz şartlardan birini seçtim.
Hatice’nin yüzü kıpkırmızı kesildi.
— Keremciğim, duyuyor musun benimle nasıl konuşuyor?
— Duyuyorum anne.
Kerem sinirle elini saçlarının arasından geçirdi.
— Zeynep, saçmalamayı bırak. Annem biraz ileri gitti, hepsi bu.
— Ben hiçbir yere ileri gitmedim! — diye hemen parladı Hatice.
Zeynep neredeyse gülecekti.
— Harika. O hâlde ortada sorun yok.
Mutfaktan çıktı.
Kerem arkasından seslendi:
— Nereye gidiyorsun?
— Eşyalarını toplamaya.
Bu kez Kerem’in yüzündeki rahatlık tamamen silindi. Gerçekten telaşa kapılmıştı. Hızla onun peşinden gitti.
— Zeynep, dur bir dakika!
Ama Zeynep çoktan yatak odasına girmiş, gardırobun kapağını açmıştı. Üst raftaki seyahat çantasını çekip aldı ve yatağın üzerine koydu.
— Ne yapıyorsun sen?
— Taşınmana yardım ediyorum.
— Ben hiçbir yere gitmiyorum!
Zeynep arkasını dönüp ona baktı.
— O zaman anneni neden buraya getirdin? Beni, senin gidişinle korkutmak için değil mi?
Kerem’in ağzı aralandı, fakat söyleyecek söz bulamadı.
Sonunda kısık bir sesle konuştu:
— Sadece benim ne düşündüğümü anlamanı istedim.
— Anladım.
Zeynep dolaptan onun birkaç tişörtünü çıkardı.
— İki yıllık evliliğin, benim sen daha hayatımda yokken parasını ödediğim evin yarısı üzerinde hak verdiğini düşünüyorsun.
— Ben öyle demedim.
— Tam olarak bunu söyledin.
— Ben güvence istedim!
— Güvence emekle kurulur Kerem. Birikimle, çalışarak, insanın kendine ait bir şeyler yapmasıyla olur. Başkasının malını kendi üzerine istemekle değil.
Tişörtleri çantanın içine yerleştirdi.
— Bu arada oyun konsolunu unutma. O gerçekten senin.
Kerem’in rengi attı.
— Yani şimdi bir ev yüzünden iki yıllık evliliği bir kalemde siliyorsun, öyle mi?
Zeynep durdu.
— Hayır. İlk kez bu iki yıllık evliliğe dikkatlice bakıyorum.
Yatağın kenarına oturdu.
— Ve ne görüyorum biliyor musun? Faturaları ben ödüyorum. Eve alınan çoğu eşyayı ben aldım. Market alışverişinin büyük kısmını ben yapıyorum. Temizliği ben yapıyorum. Çamaşırı ben yıkıyorum. Evle ilgili ne mesele çıksa ben çözüyorum. Sen burada kira vermeden yaşıyorsun, bu evdeki her imkândan yararlanıyorsun, sonra da tapuda adın yazmadığı için kırılmış gibi davranıyorsun.
— Ben senin kocanım!
— Zaten o yüzden iki yıl boyunca kim ne kadar koyuyor, kim ne yapıyor diye hesap tutmadım. Ama bugün annenle birlikte beni o hesabı yapmaya zorladınız.
Tam o sırada kapının eşiğinde Hatice belirdi.
Az önceki kendinden emin hâli belirgin biçimde sönmüştü.
— Zeynep, bu gösteriyi bitir artık. Kerem hiçbir yere gitmiyor.
Zeynep başını ona çevirdi.
— Ama siz biraz önce sizin yanınıza taşınacağını söylediniz.
— Aklını başına toplaman için söyledim!
— Topladım işte.
Hatice dudaklarını birbirine bastırdı.
— Benim evim tek odalı, haberin olsun!
Zeynep birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra kendini tutamadı.
— İşte bu gerçekten ilginç.
— Neymiş ilginç olan?
— Oğlunuzun kalacak yeri yok diye benden evimin yarısını istediniz. Ama aslında onu kendi evinize almayı hiç düşünmemişsiniz.
— Ben bu yaştan sonra yetişkin oğlumla aynı evde yaşamak zorunda değilim!
— Peki ben bu yetişkin oğlunuza evimin yarısını hediye etmek zorunda mıyım?
Hatice sustu.
Zeynep ayağa kalktı.
— Hatice Hanım, lütfen anahtarı geri verin.
— Hangi anahtarı?
— Evimin anahtarını.
— Sen iyice aklını mı kaçırdın?
— Hayır. Yedek anahtarı size, biz şehir dışındayken çiçekleri sulayın diye vermiştik. Haber vermeden içeri girmeniz için değil.
