Ama bardağı taşıran olay, Ayşe’nin o gün işten her zamankinden erken dönmesiyle yaşandı. Başına korkunç bir ağrı saplanmıştı; tek istediği perdeleri kapatıp sessizce uzanmaktı. Kapıyı açar açmaz antrede, kalın tabanlı, kendisine ait olmadığı besbelli beyaz spor ayakkabılar gördü. Salondan Mehmet’in kahkahasıyla, yeni sevgilisinin ince ve yapmacık sesi geliyordu. Sözüm ona “kışlık montu almaya” uğramışlardı; fakat bu arada Ayşe’nin koltuğuna kurulmuş, onun bisküvileriyle çay keyfi yapmayı da ihmal etmemişlerdi.
Ayşe o an bağırıp çağırmadı. Tek kelime etmeden mutfağa geçti. Mehmet’in dikkatsizce sehpanın üzerine bıraktığı anahtarları aldı, cebine koydu. Sonra aynı sessizlikle kapıyı gösterdi. Mehmet söylenip durdu, Elif sahneye çıkmış gibi gözlerini devirdi; yine de sonunda ikisi de çıkıp gitti. Ertesi sabah Ayşe bir çilingir çağırdı ve kilidi değiştirdi.
Kapının öbür yanından Mehmet’in sesi geldiğinde tonu önce sertti, sonra birden yumuşayıp yalvaran bir hâle büründü.
— Ayşe, ne yapıyorsun sen böyle? — dedi. Bu, yıllarca arabasına bitmek bilmeyen ek masraflar için para isterken kullandığı o tanıdık sesti. — Biz çocuk muyuz? Boşandık, tamam, ne olmuş yani? Bu kadar keskin davranmaya gerek var mı? Anahtarlar bende kolaylık olsun diye duruyordu. Posta gelir, bana ait fatura olur, bir şey lazım olur… Hem zaten eşyalarımın yarısı hâlâ içeride.
Ayşe kapının arkasında dimdik duruyordu.
— Postalarını apartman girişindeki kutuna bırakırım, onun anahtarı sende var. Eşyalarına gelince; hepsini topladım, çantalarda duruyor. Bir araç çağır, aldır.
— Bende şimdi nakliyeciye verecek para mı var sanıyorsun? — diye parladı Mehmet. — Arabam da yok! Otobüsle geldim buraya! Aç şu kapıyı, çantaları koridora koyayım, sonra bir ara alırım. Hem ayrıca tuvalete gitmem lazım!
Ayşe gözlerini kapattı. İçinden derin bir yorgunluk geçti. Bu çocukça mağduriyet hâli, bu her şeyi bir duygusal pazarlığa çevirme alışkanlığı artık ona ağır geliyordu.
— Köşedeki alışveriş merkezinde gayet temiz ve ücretsiz tuvalet var, Mehmet. Çantaları ben merdiven sahanlığına çıkaracağım. Akşama kadar almazsan temizlik şirketini ararım, hepsini çöpe götürürler.
Telefonun kapatma tuşuna bastı. Kapının ardından boğuk bir küfür mırıltısı duyuldu; ardından ağır adımlar merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Bir süre sonra apartman kapısı sertçe kapandı.
Ayşe, farkında olmadan yaslandığı metal kapı pervazından ayrıldı. Uzun bir nefes verdi ve mutfağa geçti. Çaydanlığa su koydu. Ellerinde hâlâ gerilimin bıraktığı hafif bir titreme vardı, ama göğsünün içinde şaşırtıcı bir ferahlık yayılıyordu. Bunu gerçekten yapmıştı. Mehmet’in onu çekiştirip durduğu son ince bağı da kesmişti.
Masadaki telefon yeniden titredi. Ekranda “Fatma” yazıyordu. Kayınvalidesi… Daha doğrusu artık eski kayınvalidesi.
Ayşe kendine sıcak su doldurdu, fincana bir poşet papatya çayı bıraktı. Acele etmeden yeşil simgeye dokundu.
— Buyurun Fatma Hanım, merhaba.
— Ayşe, bu ne rezalet böyle? — Yaşlı kadının sesi öfkeden ince ince titriyordu; içinde fazlasıyla dramatik bir ağıt tonu vardı. — Mehmet şimdi beni aradı, neredeyse ağlayacak! Diyormuş ki kapıyı yüzüne kapatmışsın, kilitleri değiştirmişsin, eşyalarını merdivene atıyormuşsun! Bu yaşta hiç mi vicdanın kalmadı senin?
Ayşe mutfak masasındaki sandalyeye oturdu, sıcak fincanı iki eliyle kavradı.
— İnsan yaş aldıkça biraz daha akıllanır diye bilirdim, Fatma Hanım, — dedi sakin bir sesle. — Mehmet size bir buçuk aydır boşanmış olduğumuzu söylemedi mi?
— Boşanma da neymiş! — diye çıkıştı Fatma. — Aile içinde böyle şeyler olur. İnsanlar tartışır, küsüşür, sonra barışır. Oğlum bir hata yaptıysa yaptı; kimin başına gelmez? Yanındaki o süslü püslü genç kızdan da yakında sıkılırdı, nasıl olsa evine dönecekti. Sen ise bütün köprüleri yakıyorsun! Şimdi o çocuk kendi evine nasıl girecek?
— Orası artık onun evi değil. Benim dairem. Üstelik Mehmet ayağı kayıp düşmüş biri değil; kendi isteğiyle yeni bir hayat kurmaya karar verdi. O hâlde buyursun, o hayatı başka bir yerde kursun.
— Senin dairenmiş! Bak sen şu mülk sahibine! — Fatma’nın sesi bu kez neredeyse çığlığa dönüştü. — Evlilik boyunca orada birlikte yaşamadınız mı? Benim oğlum o küçücük eve emek vermedi mi? Mahkemeye gideriz! Yarısını alırız! Tadilat için, mobilyalar için, harcanan yıllar için hakkımızı isteriz!
Ayşe papatya çayından küçük bir yudum aldı. Bitkinin kokusu sinirlerini ağır ağır yatıştırıyordu.
— Fatma Hanım, yaşınıza hürmetim var; ama gerçekleri çarpıtmayalım. Bu daire bana öz teyzemden miras kaldı. Kanuna göre miras kalan mal, boşanmada paylaşılacak ortak mal sayılmaz. Birlikte yaptığımız büyük bir tadilat da olmadı. Evdeki mobilyaların tamamı benim maaş kartımla alındı; faturalar, fişler, banka dökümleri dosyamda duruyor. Mehmet ise son beş yılda taş çatlasa bir buçuk yıl çalıştı; geri kalan zamanının hesabı da ortada.
