“Burası emeklilerin oyalanacağı bir yer değil.” diye iğneleyen Merve, kadın soğukkanlıca elbiseyi inceledi

Hikâyeler
Kibirli küçümsemesi tarifsiz bir hakaretti.

— Gerçi sizin yaşınızda koca da, hayırsever bir ihtiyar da fark etmez; yeter ki hesabı ödesin, değil mi?

Ona karşılık vermedim. Sadece gözlerimi kaçırmadan, sakince yüzüne baktım. Kartı pos cihazından geçirmesini bekliyordum. Ne ellerim titredi ne de sesim içimde düğümlendi. Çünkü birkaç dakika içinde o kendinden emin küçümsemesinin, sert bir duvara çarpar gibi gerçeklerle karşılaşacağını biliyordum.

— Peki, bakalım, görelim, — dedi Merve, kartı cihaza yerleştirirken. — İçinde gerçekten para mı var, yoksa sadece gösteriş için taşınan bir plastik parçası mı? Şimdilerde böyle kartları herkesin elinde görmek mümkün.

Cihaz kısa bir ses çıkardı. Ödeme onaylandı.

Merve kartı geri aldı, fişe baktı. Yüzündeki ifade bir anda değişti; sanki ağzına ekşi bir limon atılmış gibi dudakları büzüldü.

— Buyurun, — diye homurdandı, kartla fişi bana uzatırken. — Üstünüzü değiştirin. Elbiseyi paketlerim.

Kabine döndüm. Elbiseyi dikkatlice çıkarıp kendi kıyafetlerimi giydim. Dışarı çıktığımda Merve ürünü çoktan mağazanın amblemli çantasına koymuştu. Fakat ne yüzünde bir tebessüm vardı ne de alışveriş yapan bir müşteriye söylenmesi gereken sıradan bir teşekkür.

— Alın, — dedi paketi tezgâhın üzerinden neredeyse önüme iterek. — Emekli maaşınız elverirse yine uğrarsınız. Ya da o beyefendi size biraz daha para verirse.

Paketi elime aldım. Bir an onu baştan aşağı süzdüm.

— Merve, — dedim sesimi hiç yükseltmeden. — Burada ne zamandır çalışıyorsunuz?

Kaşlarını çattı, kollarını göğsünde birleştirdi.

— Bu sizi neden ilgilendiriyor?

— Merak ettim sadece.

— Bilmek istiyorsanız üç yıldır, — diye terslendi. — Üç yıldır burada çalışıyorum. Ne olmuş?

— Demek üç yıl, — diye başımı hafifçe salladım. — Anladım. Peki bu butiğin sahibinin kim olduğunu biliyor musunuz?

Sorudan hoşlanmadığı belliydi; yüzünü buruşturdu.

— Elbette biliyorum. Önceden buranın sahibi Elif’ti. Sonra birine devretti. Yeni sahibini hiç görmedim. İşleri Derya yürütüyor. Mağazanın bütün düzeni onun elinde. Siz bunları niye soruyorsunuz?

— Derya şu anda nerede? — diye sordum.

— Depoda. Yeni gelen ürünlerin teslimini kontrol ediyor. Ne yapacaksınız, şikâyet mi edeceksiniz? — Merve alaycı bir gülüş attı. — Hem neyi şikâyet edeceksiniz? Size kötü bir şey yapmadım. Elbiseyi sattım, ödemeyi aldım. Her şey usulüne uygun.

— Lütfen onu çağırın.

— Müdürü ne yapacaksınız? — Gözlerini tavana doğru devirdi. — Derya meşgul. Bir sürü işi var. Her gelen yaşlı hanımla oturup konuşacak vakti yok.

— Yine de çağırın, lütfen.

Merve burnundan solur gibi bir ses çıkardı ama telefonunu aldı, bir numara çevirdi.

— Derya abla, burada bir müşteri seninle konuşmak istiyor. Evet, şimdi. Gelir misin? Gitmiyor, tezgâhın önünde bekliyor. Hı hı, satış alanında. Tamam.

Telefonu kapatıp bana meydan okurcasına baktı.

— Birazdan gelir. Ama boşuna uğraşıyorsunuz. Ben öyle büyütülecek bir şey söylemedim. Zaten gayet nazik biriyim. Diğer müşterilere de sorabilirsiniz.

Cevap vermedim. Tezgâhın yanında, elimde elbise çantasıyla durdum. Bakışlarım vitrine kaydı. Camın ötesinde kar yağıyordu; insanlar paltolarına sarınmış, aceleyle kendi yollarına gidiyordu. Sıradan bir kış günüydü. Sıradan bir mağaza. Fakat birazdan bu mağazanın havası tamamen değişecekti.

Bir dakika kadar sonra arka taraftaki kapı açıldı. Elinde dosya taşıyan, kırklı yaşlarının ortalarında, gri ve ciddi bir takım giymiş yorgun yüzlü bir kadın satış alanına çıktı. Derya’ydı. Mağaza müdürü.

Onunla bir ay önce, butiğin satış sözleşmesini imzaladığım gün karşılaşmıştım. Ama beni tanımadı. O gün gözlük takmış, saçlarımı sıkı bir topuz yapmış, koyu renk resmi bir kıyafet giymiştim. Şimdiyse saçlarım açıktı; üzerimde kot pantolon, yumuşak bir kazak vardı, makyajım da oldukça hafifti. Bambaşka biri gibi görünüyordum.

— İyi günler, — dedi Derya kibar ama temkinli bir sesle. — Size nasıl yardımcı olabilirim?

— İyi günler, — diye karşılık verdim. — Merve müşterilerle her zaman bu şekilde mi konuşur, öğrenmek istiyorum.

Derya’nın kaşları hemen çatıldı. Bakışları hızla Merve’ye döndü.

— Ne oldu? Merve, bir sorun mu çıktı?

— Hiçbir sorun yok! — diye atıldı Merve. — Ben onunla gayet normal konuştum. Kendisi durduk yere mesele çıkarıyor!

Gözlerimi Derya’dan ayırmadan, aynı sakinlikle konuşmaya devam ettim.

— Bana “yaşlı hanım” diye hitap etti. Beni kapıya kadar uğurlamayı teklif etti. Bunu da öyle nazikçe değil, buraya yakışmadığımı ima eden bir tavırla yaptı. Gerekçesi ise en az sözleri kadar kırıcıydı.

Şükrüye'nin Penceresinden