— Onun kartını kapatmakla kalmam. Seninkini de kapatırım.
Mehmet’in dudakları aralandı, birkaç saniye tek kelime edemedi.
— Sen… sen bunu yapamazsın…
Ayşe’nin bakışları kıpırdamadı.
— Yapabilirim. Çünkü o hesap benim. Parayı ben kazanıyorum. Kime, ne için verileceğine de ben karar veririm.
Mehmet olduğu yerde donup kaldı. Yüzündeki şaşkınlık öfkeye, öfke gurur kırıklığına karışıyordu. Ayşe, onun gözlerinde bir şeylerin çatırdadığını gördü; inatla savunmaya çalıştığı düzen, sonunda kendi ağırlığıyla çökmeye başlamıştı. Acı vericiydi belki ama Mehmet artık gerçeğin etrafından dolaşamıyordu.
Ayşe sesini biraz daha yumuşattı, fakat kararlılığını kaybetmedi.
— Elif bizi kandırdı. Sana da yalan söyledi, bana da, annene de. Verdiğimiz parayı söylediği şeylere harcamadı. Üstelik sen bunu görmek yerine bana yüklendin. Kusura bakma Mehmet, ben bu oyunun içinde daha fazla durmayacağım.
Mehmet elini yüzünden geçirdi, sanki uykudan yeni uyanmış gibiydi.
— Ben… bilmiyordum.
— Baştan beri beni dinleseydin bilirdin.
Adam ağır ağır kanepeye çöktü. Başını öne eğdi. Ayşe ise ayakta kaldı; ona yukarıdan bakarken içinde zafer duygusu yoktu. Sadece bütün gün sırtında taşıdığı yükleri yere bırakmış gibi derin bir yorgunluk hissediyordu.
Bir süre sessizlik oldu. Sonunda Mehmet boğuk bir sesle sordu:
— Peki şimdi ne yapmam gerekiyor?
— Kardeşini ara. Ona bu işin bittiğini söyle. Anneni arayıp özür dilemesi gerektiğini, gerçekten bir iş bulmasının şart olduğunu anlat. Öyle çalışıyormuş gibi yaparak değil, gerçekten.
— Ya kabul etmezse?
— Etmezse bu onun tercihi olur. Ama biz artık bu düzenin parçası olmayacağız.
Mehmet başını kaldırmadan onaylar gibi hafifçe salladı. Ayşe derin bir nefes aldı, mutfağa geçti ve çaydanlığa su koydu. Ellerinin titremesi hâlâ geçmemişti; az önceki tartışmanın sarsıntısı bedeninde dolaşıyordu. Ama içinde, uzun zamandır ilk kez, tuhaf bir huzur vardı.
Akşam olduğunda Mehmet telefonu eline aldı ve Elif’i aradı. Ayşe kulak kabartmadı; yan odada oturuyordu sadece. Yine de konuşmanın bazı parçaları duvarın ardından seçiliyordu.
— Hayır Elif, bundan sonra para göndermeyeceğiz… Çünkü yalan söyledin… Evet, annem anlattı… Hayır, bunun sorumlusu Ayşe değil, sensin… Bu konuyu uzatmak istemiyorum. Konuşma burada bitiyor.
Telefon kapandı. Birkaç dakika sonra Mehmet, Ayşe’nin yanına geldi. Karşısına oturdu. Uzun bir sessizlikten sonra kelimeleri güçlükle çıkardı:
— Bana hain dedi. Ailemin yerine eşimi seçtiğimi söyledi.
Ayşe sakinliğini bozmadı.
— Ben senin ailenim. Oğlumuz senin ailen. Elif ise yetişkin bir kadın. Yaptıklarının sonucunu taşımayı öğrenmek zorunda.
Mehmet bu kez itiraz etmedi. Yalnızca başını salladı.
— Özür dilerim, Ayşe. Sana en başta inanmadığım için… Sesimi yükselttiğim için…
Ayşe elini uzatıp onun parmaklarını tuttu.
— Özrünü kabul ediyorum. Ama bu hissi unutma Mehmet. İnsanın yanında durması gereken kişinin bir anda karşısına geçmesi ne demek, bunu hatırla.
Mehmet onun elini sıktı.
— Unutmayacağım.
Aradan iki hafta geçti. Elif ne Ayşe’den ne de annesi Fatma’dan özür diledi. Fakat şaşırtıcı biçimde kısa sürede bir iş buldu. Demek ki kolay gelen para kesilince insanın gayreti de birden artabiliyordu.
Bir gün Fatma, Ayşe’yi aradı. Sesi bu kez önceki gibi dağınık değil, mahcuptu.
— Ayşe kızım, gözümü açtığın için sana teşekkür ederim. Ben yıllarca onu şımarttığımı sandım. Anne sevgisi işte dedim. Ama şimdi anlıyorum ki fark etmeden sırtımıza yük olan birini büyütmüşüm.
Ayşe içten bir sesle cevap verdi:
— İnsan ne zaman fark ederse, değiştirmek için o zaman geç değildir.
O akşam yatakta yan yana uzanırlarken Mehmet kolunu Ayşe’nin beline doladı. Bir süre öylece kaldılar. Sonra alçak sesle konuştu:
— Beni kendi iradesi olmayan bir adama çevirmene izin vermediğin için teşekkür ederim.
Ayşe başını hafifçe ona çevirdi.
— Ben senin yanında olurum Mehmet. Ama sen de benim yanımda durduğun sürece.
Mehmet eğilip onun şakağına küçük bir öpücük bıraktı.
— Duracağım. Söz veriyorum.
Ayşe bu kez ona inandı. Çünkü bazen insan, asıl kıymetli olanı görebilmek için sert bir ders almak zorunda kalırdı. Mehmet payına düşeni almıştı. Üstelik bu defa gerçekten anlamış gibi görünüyordu.
Elif’in kartı ise kapalı kaldı.
Bir daha açılmamak üzere.
