— Bensiz yapamayacağını mı sanıyorsun? Kendini vazgeçilmez mi görüyorsun?
Ayşe bakışlarını kaçırmadı; gözlerini doğrudan Mehmet’in gözlerine dikti.
— İstersen dene. Unuttuysan hatırlatayım: bu ev benim.
Sonraki birkaç gün evin içinde buz gibi bir sessizlik dolaştı. Mehmet, karısıyla konuşmamayı sanki özellikle sergiliyordu; geceleri de yatak odasına girmeyip salondaki kanepede yatıyordu. Onun akrabaları ise gün içinde defalarca arıyor, telefon susmak bilmiyordu. Ayşe hiçbirine cevap vermedi.
Cuma akşamı eve döndüğünde içeride Emine ile Fatma’yı buldu. İki kadın mutfak masasına yerleşmişti; Mehmet de pencerenin önünde, dışarıya bakar gibi duruyordu.
Ayşe çantasını yavaşça bıraktı.
— Ne kadar ilginç bir toplantı bu böyle. Benim evimde, bana haber vermeden sık sık böyle meclis kurar mısınız?
Emine yumuşak görünmeye çalışan bir sesle söze girdi:
— Ayşe, konuşmaya geldik.
— Dinliyorum.
Fatma kendini tutamadı, sesi birden yükseldi:
— Sen bu aileyi mahvediyorsun! Üç kuruş para yüzünden!
Ayşe acı acı güldü.
— Üç kuruş mu? Fatma, iki yıl içinde bizim evin bütçesinden neredeyse on sekiz bin lira aldın. Senin “üç kuruş” dediğin para benim emeğimdi.
— Ödeyeceğim dedim ya!
— Ne zaman? Bana gün ver, tarih söyle.
Fatma’nın yüzü gerildi, gözlerini kaçırdı.
— İşte… elim genişleyince…
— Yani hiçbir zaman. Fatma, otuz iki yaşındasın. Çalışabilirsin.
— Benim çocuklarım var!
— Ne olmuş? Bu ülkede milyonlarca kadın hem çocuk büyütüyor hem de çalışıyor. Sen ise yıllardır ağabeyinin sırtına yük oluyorsun. Daha doğrusu benim sırtıma.
Emine sandalyesinden hışımla kalktı.
— Sen nasıl böyle konuşursun! Biz Mehmet’in ailesiyiz!
Ayşe de ayağa fırladı; bu kez sesi sakindi ama keskinliği daha ağırdı.
— Ben de Mehmet’in eşiyim. Ve bundan sonra eli ayağı tutan yetişkin insanlara bakmak zorunda değilim.
Emine hemen oğluna döndü.
— Mehmet, bir şey söyle! Böyle susacak mısın?
Mehmet uzun süre cevap vermedi. Gözleri hâlâ pencereye takılıydı. Sonunda derin bir nefes alıp konuştu:
— Anne, Fatma… siz eve gidin. Ayşe’yle konuşmam gerekiyor.
Kadınlar söylene söylene kalktılar. Kapı kapanıp ev sessizleşince Mehmet mutfak masasına geldi, Ayşe’nin karşısına oturdu.
— Belki bazı konularda haklısın, Ayşe. Ama onlar benim ailem. Onları ortada bırakamam.
— Ben senden onları hayatından çıkarmanı istemiyorum. Sadece benim kazandığım parayı onların isteklerine, keyiflerine harcamamanı istiyorum.
Mehmet yorgun bir ifadeyle ellerini masanın üstünde birleştirdi.
— Ama benim ayrı bir param yok.
— İşte mesele de bu. Mehmet, düzgün bir işe gir, o işte sebat et, kendi kazancını elde et. Ondan sonra kime ne kadar yardım etmek istersen et.
Adam başını öne eğdi.
— Beni seçim yapmaya zorluyorsun. Ya sen ya ailem diyorsun.
Ayşe ağır ağır başını salladı.
— Hayır. Sana bir yol ayrımı gösteriyorum. Ya sorumluluk alan, evinin yükünü taşıyan gerçek bir eş olursun ya da yollarımızı ayırırız.
O gece Ayşe pencerenin kenarında uzun süre oturdu. Uykuya dalmış şehre baktı; sokak lambalarının solgun ışıkları camda titriyordu. İçinde tuhaf bir boşluk vardı. Ne öfke kalmıştı ne kırgınlık. Sanki çok önemli bir şey sessizce bitmiş, geriye yalnızca yankısı kalmıştı.
Sabah olduğunda Mehmet valizini hazırladı. Dolaptan birkaç parça kıyafet aldı, tıraş çantasını koydu, fermuarı kapattı.
— Bir süre annemde kalacağım, — dedi. — Düşüneceğim.
Ayşe sadece başını eğip onayladı. Tartışacak, yalvaracak, yeniden anlatacak gücü kalmamıştı.
Mehmet kapıyı arkasından kapattığında Ayşe’nin içine beklenmedik bir hafiflik yayıldı. Aylardır ilk kez omuzlarından kocaman bir yük kalkmış gibiydi. Ev aynı evdi; duvarlar aynı, eşyalar aynıydı. Ama hava değişmişti.
Akşam mutfakta tek başına oturdu. Önünde bir fincan çay vardı. Telefon çalmıyordu. Kimse para istemiyor, kimse suçlamıyor, kimse sahne kurmuyordu. Sadece sessizlik vardı; uzun zamandır unuttuğu sakin bir sessizlik.
Ayşe biliyordu: Önünde kolay günler yoktu. Ağır konuşmalar yapılacak, belki de boşanma kapıya dayanacaktı. Fakat o an, o küçük mutfakta, kendini özgür hissetti. Başkalarının borçlarından, bitmeyen sorunlarından, vicdanını hedef alan sözlerden özgür.
Ve artık şundan emindi: Mehmet hangi kararı verirse versin, Ayşe bir daha hiç kimsenin ihtiyaçları için kullanılan bir cüzdana dönüşmeyecekti. Yeterince susmuştu. Bundan sonra kendi hayatı için yaşayacaktı.
