Burayı kalabalık bir yatakhaneye çevirmeye niyetim yok.
Murat’ın alnı bir anda kırıştı. Dudaklarının kenarında alaycı bir ifade belirdi.
— Benim dairem, benim dairem… — diye onun sesini taklit etti küçümseyerek. — Peki ben burada yaşamıyor muyum?
— Yaşıyorsun, evet. Ama bu eve kimin gelip kalacağına ben karar veririm.
— O benim annem, — dedi Murat; sesi birden sertleşmişti.
Zeynep sakinliğini korumaya çalışarak karşılık verdi:
— Annen zaten sık sık geliyor. Buna bir şey dediğim yok. Ama bayram gibi kalabalık bir dönemde altı kişiyi buraya yerleştirmeni kabul etmiyorum.
Murat sandalyesine yaslandı, kollarını göğsünde kavuşturdu.
— Peki, — dedi dişlerinin arasından. — Bu konuyu sonra tekrar konuşuruz.
O sözlerle konuşma kapandı. Zeynep masayı topladı, tabakları mutfağa taşıdı. Murat ise salona geçip televizyonu açtı. Günün geri kalanı, evin içinde dolaşan ağır bir sessizlikle geçti.
Ertesi gün Zeynep işten her zamankinden daha geç çıktı. Önce toplantı uzamış, ardından depoda sevk irsaliyeleri yüzünden bekletilmişti. Eve vardığında hava çoktan kararmaya başlamıştı. Anahtarı çevirip içeri girdi, montunu çıkardı; daha eşikteyken evde ters giden bir şey olduğunu hissetti.
Murat koridorda dikiliyordu. Yüzü kasılmış, elleri yumruk olmuştu. Zeynep olduğu yerde durakladı.
— Ne oldu?
Murat bir adım yaklaştı.
— Bitti artık! Eşyalarını topla. Annem akrabalarla birlikte yılbaşına kadar buraya yerleşiyor. Senin de burada kimseye lazım olduğun yok.
Zeynep kapıyı yavaşça arkasından kapattı. Sanki az önce duyduğu sözlerin gerçekten ona söylenip söylenmediğini anlamaya çalışıyordu.
— Ne dedin sen?
— Duydun işte. Annem aradı. Hazırlıklarını yapmışlar, öbür gün yola çıkıyorlar. Onlara yer lazım. Sen de ancak ayak bağı olursun.
— Ayak bağı mı? Kendi evimde?
— Benim de evim burası! — diye patladı Murat. — Burada yaşıyorum. Hakkım var!
Zeynep çantasını yere bıraktı; bu kez sesi daha netti.
— Burada yaşıyorsan, buna ben izin verdiğim için yaşıyorsun. Daire benim üzerime kayıtlı. Evlilikten önce bana kaldı. Ailemden miras.
— Mirasın da umurumda değil! — Murat yumruğunu duvara indirdi. — Annem gelmek istiyor ve gelecek!
— Ben onay vermeden bu eve kimse yerleşemez.
Murat aralarındaki mesafeyi iyice kapattı. Neredeyse yüz yüze gelmişlerdi.
— Bana ne yapacağımı söyleyebileceğini mi sanıyorsun?
Zeynep çenesini hafifçe kaldırdı.
— Sana emir vermiyorum. Sadece gerçeği söylüyorum. Bu daire benim. Kararı da ben veririm.
Murat hışımla döndü, salona girdi ve kapıyı sertçe çarptı. Zeynep koridorda kaldı; kapalı kapıya bakarken içinden soğuk bir dalga geçti. Bu his korkudan gelmiyordu. Daha çok, bunun sıradan bir tartışma olmaktan çıktığını anlamanın ağırlığıydı.
Akşam boyunca kimse konuşmadı. Murat odadan dışarı çıkmadı, Zeynep ise mutfakta kaldı. Çay demledi, pencerenin yanındaki sandalyeye oturdu ve avluya baktı. Sokak lambaları boş bankların üzerine sarı bir ışık düşürüyor, rüzgâr kurumuş yaprakları asfaltın üzerinde sürüklüyordu.
Gece yarısına doğru telefonu çaldı. Arayan Emine’ydi. Zeynep ekrana uzun uzun baktı; açmasa mı diye düşündü. Sonunda derin bir nefes alıp aramayı kabul etti.
— Zeynep? — Emine’nin sesi kuru ve mesafeliydi. — Murat anlattı. Gelmemize karşı çıkıyormuşsun.
— Emine Hanım, ziyaret etmenize karşı değilim. Sadece bu daire altı kişiyi ağırlamak için çok küçük.
— Sığarız elbet. Murat odada yatar, ben Fatma’yla kanepede kalırım, çocuklar da yere serilir. Bunda ne var?
— Benim için uygun değil.
— Uygun değil demek, — diye tekrarladı Emine, kelimelerin üzerine basa basa. — Murat kendini paralıyor, seni geçindirmek için çalışıyor, sen de annesini eve almaya yanaşmıyorsun.
— Murat kendisi için çalışıyor, — dedi Zeynep, sesini yükseltmemeye dikkat ederek. — Kendi geçimini sağlıyor. Ben de çalışıyorum.
— Sen o küçük iş yerinde üç kuruşa oyalanıyorsun! Murat ise sen rahat edesin diye elinden geleni yapıyor.
Zeynep gözlerini kapattı. Bu konuşmanın bir yere varmayacağını anlamıştı.
— Emine Hanım, daire benim. Tapusu benim üzerime. Bu yüzden kimin burada kalacağına ben karar veririm.
— Karar verirmiş, — diye alay etti kayınvalidesi. — Asıl mesele şu: cimrisin. Ailenden sana ev kalmış, ama kocanın ailesine kapını açmak istemiyorsun.
— Ben sadece yılbaşını sakin geçirmek istiyorum. Kalabalık olmadan.
— Kalabalık olmadan! Kocanın kan bağı olan insanlara böyle mi bakıyorsun? Onlar senin için sadece “kalabalık” mı?
Zeynep cevap vermedi. Telefonu kulağından çekti ve aramayı sonlandırdı. Konuşma hiçbir şeyi değiştirmemişti. Emine ikna etmeye çalışmıyor, sadece istediğinin yapılmasını bekliyordu.
Sabah Murat evden tek kelime etmeden çıktı. Ne selam verdi ne de yüzüne baktı. Zeynep o gün evde kaldı; hafta ortasına denk gelen izin günüydü. Kafasını dağıtmak için temizliğe girişti. Rafların tozunu aldı, yerleri sildi, dolapların içini boşaltıp yeniden düzenledi. Ellerinin bir işle meşgul olması, zihnindeki uğultuyu bir nebze olsun susturuyordu.
Öğleye doğru telefon yeniden çaldı. Bu kez arayan Selin’di; Zeynep’in okul yıllarından beri en yakın arkadaşı.
— Sesini duymak istedim, nasılsın? Uzun zamandır görüşemedik.
— İyiyim, — dedi Zeynep, kendini zorlayarak. — Her şey yolunda.
— Yalan söylüyorsun. Sesinden belli. Ne oldu?
Zeynep bir süre sustu, sonra içini çekip her şeyi anlattı. Kayınvalidesiyle yaşadığı gerilimi, yılbaşı için yapılan planları, Murat’la aralarında çıkan kavgayı tek tek söyledi. Selin onu bölmeden dinledi; yalnızca arada kısa kısa “anladım” ya da “sonra?” diye mırıldandı.
Zeynep sustuğunda Selin yavaşça sordu:
— Peki şimdi ne yapacaksın?
— Bilmiyorum. Murat benimle konuşmuyor.
— Sen geri adım atmayı düşünüyor musun?
— Hayır, — dedi Zeynep, bu kez hiç tereddüt etmeden. — Burası benim evim. Şimdi boyun eğersem, sonra daha kötüsü olur.
— Haklısın, — diye onu destekledi Selin.
