Mehmet kâğıtları eline aldı, satırların üzerinden ağır ağır geçti. Yüzündeki şaşkınlık yerini ciddi, düşünceli bir ifadeye bıraktı.
— Anne… — dedi sonunda, sesi alçaktı. — Zeynep haklı.
Ayşe’nin gözleri büyüdü.
— Ne dedin sen?
— Ölçüyü kaçırdın. — Mehmet bu kez doğrudan annesine baktı. — Burası onun evi. Bizim yuvamız.
Ayşe, sanki görünmez bir tokat yemiş gibi bir an sendeledi.
— Yani onu mu seçiyorsun?
— Ben eşimi ve çocuğumu seçiyorum.
— Çok güzel! — diye tısladı Ayşe. Çantasını kaptığı gibi antreye yöneldi. — Gün gelir seni bırakırsa, sakın ağlayarak kapıma dayanma!
Zeynep sesini yükseltmeden konuştu:
— Başkalarının sınırlarına saygı duymayı kabul ederseniz, kapımız size açık olur. Ama etmeyecekseniz… hoşça kalın.
Kapı sertçe kapandı. Ardından evin içine derin bir sessizlik çöktü.
Mehmet, Zeynep’i kollarının arasına aldı.
— Biraz fazla ağır olmadı mı? Sonuçta o sadece…
— Sadece alan kazanmaya çalışıyordu, Mehmet. Yavaş yavaş ama kararlı biçimde. — Zeynep başını onun göğsüne yasladı. — Bir yıl daha böyle gitse, çocuğu nasıl besleyeceğimize o karar verecekti. İki yıl sonra hangi okula gideceğini de o seçecekti.
— Peki ya bir daha hiç gelmezse?
— Gelir. Kuralların ne olduğunu anlayınca gelir.
Aradan bir ay geçti. Bir öğleden sonra Ayşe aradı. Sesi bu kez alışılmadık kadar ölçülüydü.
— Müsaitseniz… uğrayabilir miyim? Nasıl olduğunuzu görmek isterim.
— Elbette. Yarın öğleden sonra uygun olur mu?
Kısa bir sessizlikten sonra Ayşe sordu:
— Torunuma bir şey getirebilir miyim?
— Getirebilirsiniz. Ama evde neyin kalacağına ben karar veririm.
— Anladım.
Ertesi gün Ayşe, elinde küçük bir pelüş oyuncak ve bir demet çiçekle geldi. Kapıdan girince ayakkabılarını kendiliğinden çıkardı. Çocuk odasına bakıp bakamayacağını da önce sordu.
Sarı duvarları görünce bir süre sessiz kaldı.
— Yeniden boyamışsınız.
— Evet. Bizim istediğimiz renge.
Ayşe gözlerini odada gezdirdi.
— Güzel olmuş — dedi biraz duraksayarak. — Sıcak duruyor.
Çay içerken pek fazla konuşmadılar. Yine de üç yıldır ilk kez evin havası gergin değildi; kimse kendini savunmak zorunda kalmıyordu.
Ayşe giderken kapının yanında durdu.
— Bebek doğduktan sonra… ara sıra gelebilir miyim?
— Tabii — dedi Zeynep. — Davet edildiğiniz zaman.
Ayşe başını eğdi.
— Davet edildiğim zaman.
Zeynep kapıyı kapattıktan sonra sırtını usulca kapıya yasladı. Karnındaki bebek kuvvetle tekme attı; sanki neşeyle, zaferini ilan eder gibi.
Zeynep elini karnının üzerine koydu ve fısıldadı:
— Artık evimizdeyiz, küçüğüm. Gerçek yuvamızda. Annenin önemli olanı koruyabildiği yerde.
Sarı çocuk odasında, üzerinde tavşanlar olan perde hafifçe dalgalanıyordu; tam da senin geleceğini öğrendikleri gün aldıkları perde.
