— Tarafların yanında reşit olmayan bir çocuk bulunduğu dikkate alınarak, konutun anne ve çocukta kalmasına karar verilmiştir. Murat Yılmaz, en geç bir ay içinde daireyi tahliye edecektir.
Murat, sanki söylenenleri tam kavrayamamış gibi boş gözlerle hâkime baktı.
— Peki ben nereye gideceğim?
Hâkimin yüzünde en küçük bir yumuşama olmadı.
— Yakınlarınızdan destek isteyebilirsiniz. Bildiğim kadarıyla annenizin kendisine ait bir evi var.
Karar sonuna kadar okundu. Evlilik resmen bitmişti. Daire, Elif ve oğlunun kullanımında kalacaktı. Murat, Emre için nafaka ödeyecek, ayrıca ortak paradan usulsüz biçimde harcadığı miktar nedeniyle Elif’e tazminat verecekti. Evlilik süresince edinilen mallar ilke olarak yarı yarıya paylaştırılacaktı; fakat daire dışında ciddi bir mal varlığı bulunmadığından en önemli kazanım Elif’in elinde kalmıştı.
Murat adliye binasından çıktığında bambaşka bir adama benziyordu. Az önceki alaycı tavırlarından, küçümseyen bakışlarından eser yoktu. Başını öne eğmiş, kimseye çarpmamaya bile dikkat etmeden ağır adımlarla yürüyordu.
Elif birkaç adım gerisinden ilerledi. Dışarıdan bakıldığında sakin görünüyordu; fakat içinde fırtına kopuyordu. Yorgunluk, ferahlama, kırgınlık ve tuhaf bir zafer duygusu birbirine karışmıştı.
Fatma, binanın girişinde oğlunu bekliyordu. Her şeyin yolunda gittiğini, Murat’ın mahkemede kendini savunabildiğini ummuştu. Ne var ki oğlunun yüzünü görür görmez işlerin hiç de düşündüğü gibi sonuçlanmadığını anladı.
— Ne oldu? — diye sordu telaşla.
Murat boğuk bir sesle cevap verdi:
— Bağış işlemi geçersiz sayıldı. Daire Elif’te kaldı. Bir ay içinde çıkmam gerekiyor. Üstelik tazminat da ödeyeceğim.
Fatma kaşlarını çattı.
— Ne tazminatıymış bu?
— Zeynep’e verdiğim para yüzünden. Mahkeme, o paranın yarısını Elif’e geri ödememe karar verdi.
— O zaman Zeynep versin parayı!
Murat acı acı güldü.
— Vermiyor. Harcadığını söylüyor. Artık benim meselemmiş.
Fatma’nın yüzü asıldı. Kafasında kusursuz gibi görünen plan, birkaç saat içinde tuzla buz olmuştu.
— Murat, sen bu kadar parayı bir anda nereden bulacaksın?
— Bulamayacağım zaten. Ama karar çıktı. Ödemezsem hesaplarıma, maaşıma, varsa eşyalarıma haciz gelir.
— Hangi eşyan var ki? Elinde avucunda ne kaldı?
— İşte mesele de o ya, anne, hiçbir şeyim yok.
Fatma sustu. Bir süre kaldırım taşlarına baktı. Sonra çekingen bir sesle:
— Belki birinden borç alırsın, — dedi.
Murat annesine döndü.
— Kimden? Sende var mı o kadar para?
Fatma bakışlarını kaçırdı. Aslında biraz birikimi vardı. Kötü günler için, yaşlılığında muhtaç kalmamak için kenara koyduğu para… Fakat bunu oğluna verip de eski gelinine ödenecek tazminata dönüşmesini istemiyordu. İçine sinmiyordu.
— Murat, ben o birikime dokunamam, — dedi sonunda. — Emeklilik günlerim için saklıyorum. Yarın ne olacağımız belli değil.
Murat başını hafifçe salladı.
— Anladım. O zaman bankadan kredi çekeceğim.
Başka çare bulamadı. Kısa süre sonra yüksek faizli, üç yıl vadeli bir kredi aldı. Mahkemenin belirlediği tazminatı Elif’e ödedi. Ardından da eşyalarını topladı; yıllardır kendi evi sandığı daireden birkaç valizle ayrıldı.
Fatma oğlunu yanına aldı. Fakat aynı çatı altında yaşamak ikisi için de kolay olmadı. Fatma sık sık aynı şeyi tekrarlıyor, her fırsatta Elif’i suçluyordu.
— Murat, bütün bunların sebebi o kadın! Seni bu hâle o getirdi. Azıcık insafı olsa böyle yapmazdı.
Murat çoğu zaman cevap vermiyordu. Bir gün dayanamadı.
— Anne, her şeyin sorumlusu benim, — dedi bitkin bir sesle. — Elif’in üzerine atma.
— Nasıl atmam? Mahkemede evi aldı, seni kapının önüne koydurdu!
— O ev ikimizin ortak malıydı. Ben onu hem evden hem parasından etmeye kalktım. Mahkeme sadece haksızlığı düzeltti.
Fatma bu sözleri kabul etmek istemedi. Ona göre oğlu ne yaparsa yapsın haksız sayılamazdı. Ama Murat’la tartışmanın da faydası yoktu. Adam içine kapanmıştı; günlerce doğru dürüst konuşmadan dolaşıyor, çoğu zaman odasına çekiliyordu.
Zeynep de ağabeyiyle arasına mesafe koydu. Murat parayı geri isteyince kırılmış, hatta öfkelenmişti. Ona göre ağabeyi baştan sonuçlarını düşünmeliydi. Kendisinin bu borçla ilgisi yoktu.
Fatma’nın korumaya, bir arada tutmaya çalıştığı aile yavaş yavaş dağıldı. Oğlu yanında kalıyordu ama aralarındaki hava her geçen gün daha da ağırlaşıyordu. Kızı uzaklaşmıştı. Torunu ise eski gelininin yanındaydı ve Murat, Emre’yi ancak mahkemenin belirlediği günlerde görebiliyordu.
Elif ise evin anahtarlarını teslim aldıktan sonra ilk iş kilitleri değiştirdi. Sonra da kendisi ve oğlu için yeni bir düzen kurmaya başladı. Uzun zamandır düşündüğü gibi Emre’yi ek matematik derslerine yazdırdı. Çocuk odasını elden geçirdi. Eski, karanlık köşeyi kaldırıp yerine geniş bir çalışma masası koydu; iyi aydınlatan bir lamba aldı, defterlerini ve kitaplarını düzenledi.
Bir akşam Emre, annesine dikkatle bakarak sordu:
— Anne, babam artık neden bizimle yaşamıyor?
Elif elindeki işi bıraktı, oğlunun yanına oturdu. Sesini mümkün olduğunca yumuşak tuttu.
— Baban artık başka bir evde kalacak, oğlum. Ama onu görmeye devam edeceksin. Hafta sonları yanına gidebileceksin.
Emre’nin kaşları hafifçe çatıldı.
— Babamla kavga mı ettik?
— Hayır canım. Sen babanla kavga etmedin. Bazen büyükler aynı evde yaşamayı sürdüremez. Ama bu, babanın seni sevmediği anlamına gelmez.
Çocuk bir süre düşündü, sonra usulca başını salladı. Çocuklar değişime bazen yetişkinlerden daha çabuk alışıyordu; yeter ki kendilerini güvende hissetsinler.
O gece Elif salondaki kanepeye oturdu. Ayaklarının üzerine yumuşak bir battaniye çekti. Camın dışında ince ince kar yağıyordu. Aralık ayı bitmek üzereydi. Yakında yeni bir yıl başlayacaktı. Murat’sız geçirecekleri ilk yılbaşı olacaktı bu. Fakat Elif’in içinde beklediği gibi bir hüzün yoktu. Daha çok derin bir nefes almış gibiydi.
Her şeyini kaybetmek üzereyken evini, oğlunun düzenini ve geleceğe dair umudunu korumayı başarmıştı. Murat ise borçların, bozulmuş aile bağlarının ve yıllarca sürecek kredi ödemelerinin içinde kalmıştı.
Elif sehpanın üzerindeki defterini aldı. Yeni yıl için yapacaklarını yazmaya başladı. Yaz aylarında Emre’yle deniz kenarına gitmek istiyordu. Uzun zamandır tatil yapmamışlardı. Oğlu da dinlenmeyi hak ediyordu, kendisi de.
Telefonu titredi. Yakın bir arkadaşından mesaj gelmişti:
— Ne yaptınız, dava bitti mi?
Elif kısa bir cevap yazdı:
— Evet, bitti. Ev bizde kaldı. Murat taşındı.
Biraz sonra karşılık geldi:
— Aferin sana. Pes etmedin.
Elif ekrana bakıp hafifçe gülümsedi.
— Sadece hakkımı savundum, — diye yazdı.
Telefonu kenara bıraktıktan sonra kalkıp Emre’nin odasına gitti. Oğlu yatağında, sevdiği oyuncağına sarılmış hâlde uyuyordu. Yüzü sakindi. Annesinin onun için, ikisinin ortak yarını için ne büyük mücadeleler verdiğinden habersizdi.
Şehrin öbür ucunda ise Murat, annesinin evindeki küçük odada oturmuş tavana bakıyordu. Fatma çoktan uyumuştu. Ev sessizdi. Murat karanlıkta tek başına kalmış, her şeyin nasıl bu kadar ters gittiğini düşünüyordu. Başta basit sandığı plan, sonunda felakete dönüşmüştü.
Daire gitmişti. Para gitmişti. Ailesi paramparça olmuştu. Oğlunu haftada bir görebiliyordu. Üç yıl boyunca ödemesi gereken banka borcu vardı. Annesiyle ilişkisi eskisi gibi değildi. Kız kardeşi ona sırt çevirmişti.
Kendisini güvenceye almak, malı mülkü korumak istemişti. Ama sonunda koruyacak hiçbir şeyi kalmamıştı.
Kaderin acı bir alayı gibiydi bu. Bir zamanlar Elif’e gülerek, “Sana hiçbir şey kalmayacak,” demişti. Şimdi geriye eli boş kalan kişi kendisiydi.
Elif ise hayatına ağır ağır ama sağlam adımlarla devam etti. Planlar yaptı, oğlunu büyüttü, evini yeniden yuva hâline getirdi. En önemli şeyi anlamıştı: Adalet bazen kendiliğinden gelmezdi. Onun için emek vermek, sabretmek, geri çekilmemek gerekirdi. İnsan elini bırakmazsa, haklı olan eninde sonunda yerini bulurdu.
Antredeki konsolun üzerinde dairenin anahtarları duruyordu. Sıradan, soğuk metal parçalarıydı aslında. Ama Elif için onların anlamı bambaşkaydı. O anahtarlar; hileye, baskıya, yalanlara ve haksızlığa karşı kazanılmış bir mücadelenin simgesiydi.
Işığı kapattı, sessizce yatağına uzandı. Yarın yeni bir gün başlayacaktı. Yeni bir hayat… Yalansız, ihanetsiz, korkusuz. Sadece kendisi, oğlu ve birlikte korudukları yuvaları.
